The problem of induction from a metaphysical point of view
Tezin Türü: Yüksek Lisans
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Boğaziçi Üniversitesi, SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ, SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2013
Tezin Dili: İngilizce
Öğrenci: ESER BAKDUR
Danışman: BERNA KILINÇ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Bu çalışmanın amacı, İskoçyalı deneyci filozof David Hume?dan miras aldığımız tümevarım problemine dair yakın dönemde önerilen metafiziksel çözümlerin incelenmesidir. Tümevarım problemi tümevarımın gerekçelendirilmesiyle ilgilidir. Problemi anlamanın bir yolu şu şekildedir: eğer doğada zamanla değişmeyen bir düzenlilik varsa, onu deneyimden çıkarabilir miyiz veya düzenliliğin olduğuna inanmak için bir derece gerekçemiz olabilir mi? Bu şartlı bir sorudur; çünkü, eğer düzenlilik yoksa tümevarım sorunu da yoktur. Ayrıca, pek çok açıdan da doğanın tamamen düzenli olduğunu düşünmemize de gerek yoktur. Hume, tümevarımsal çıkarıma dayanan vargıların, doğanın gözlemlenmeyen kısımlarına dair görüşlerimizin gerekçesinin olmadığını, dahası doğanın gözlemlenmeyen kısımlarına dair tahminlerimizin herhangi birine çok az bile olsa güvenmeyi gerekçelendirebilmenin imkânsız olduğunu öne sürer. Hume?un probleminin gücü de bu argümanında yatar. Son dönemde, tümevarım problemine metafiziksel bir çözüm getirilebileceğine dair önemli bir çabanın olduğunu görüyoruz. Bu çabada en öne çıkan rolleri oynayanlar nomik zorunlulukçuluk ve eğilimsel özcülük görüşlerinin savunucularıdır. Bu tez çalışmasında, her iki görüşün de tümevarım problemine getirdiği çözümler incelenmekte ve çözümlerine karşı çıkılmaktadır. Bu amaç doğrultusunda iki temel yol izlenmektedir. İlk yol, nomik zorunlulukçu çözümün, bize doğadaki zamanla değişmeyen düzenlilikleri deneyimden nasıl çıkarabileceğimiz konusunda yardımcı olmadığı için tam olmadığının gösterilmesidir. İkinci yol, eğilimsel özcü çözümlerin, nomik zorunlulukçu çözüme göre daha ileri çözümler olmasına rağmen, oldukça problemli olduğunun gösterilmesidir. Bu incelemenin vardığı sonuç ise, bu halleriyle, bu yaklaşımların hiçbirinin iddia ettikleri gibi tümevarımsal şüpheciliğin üstesinden gelemediği yönündedir.